herşey burada yazılı
bu bir divan-ı kerim
ölünce gam yerim
bundan habarım olmaz

Bir ara kitap olacaktı Mevzu O Değil, Sonra kitap “yayın evi beklerken” diye geveledi, Ben de blog dedim — Hem evde giyilir, Hem dışarıda okunur!

Burada yazılar var. Şiirler var. Bir de zihnimde dolanıp duran tilkiler… (Hepsi aynı yöne bakmıyorlar hâlâ.)

Önce anneme selam çakalım: O hep saatli maarif gibi… Beni hep izledi. Hatta ben bile beklemiyorken!

Babam — ah babam! Bu sitenin hem isim babası, Hem de “ne yazdı lan bu gene?” dedirten gizli editörü.

Ağabeyime kucak dolusu mürekkep: “Yaz, olur mu olur” dedi. Oldu.

Ve Gökçe… İçimdeki yazma toprağına bir kibrit attı da İçimde bahar oldu Mart ortasında.

Sonra diğer herkes — Hikâyelerinde bana da pencere açan dostlar: Beni bazen ana karakter, Bazen figüran, Bazen de fondaki çay bardağı yapanlar…

Velhasıl kelam, Ben burada yazacağım. Çünkü neden yazmayayım? Yazmazsam başıma yaz gelecek!

No Arrival

Bir anda gelen gitme isteği. İnsan bunun nedenini tam olarak bilmez; ama bulunduğu yerde kalmanın kendisini eksilttiğini hisseder. Bu yüzden yola çıkar. Çoğu zaman bunu bir başlangıç gibi düşünür. Oysa yol, her zaman bir başlangıç değildir. Kim bilir, belki de yol yönsüzlükle yapılan bir anlaşmadır. Çünkü ortada bir kesinlik yoktur. İnsan bir yerlere gittiğini sanırken, aslında yalnızca hareket etmeyi seçer. Hareket, bir süreliğine anlamın yerini alır. Adımlar çoğaldıkça sorular azalıyor gibi gelir....

March 29, 2026 · 2 min · Moya

What Was the Point?

Oldu mu o kadar? Oldu vallahi. Üstünden bir sene geçmiş. Bir zamanlar aynı takvime bakma düşüncesi mutlu ediyordu insanı. Nesin Vakfı’nın takvim yapraklarına bakınca inanmak istemiyorum ama kronoloji dediğin şey acımasız; tak diye yazıyor tarihi. Ömrümün en büyük travmasının yıl dönümü. O geceyi düşününce hâlâ aynı paket geliyor: Tarifi mümkün olmayan bir hisler karması. O gün yaşadığım duyguları nasıl tarif etsem diye hâlâ düşünüyorum. Sabah erken kalktım. Çok beğendiğim o çiçeği kucakladım, yollara düştüm....

March 20, 2026 · 2 min · Moya

Half of the Way

34 yaş başlangıcı “bu senin hayatın mı gerçekten?” tadında, finali ise “eh, fena değildi be” kıvamında geçti. Kayyumdan Oasis’e kadar hayatı uçlarda yaşatan bir yaştı. Dramı bol, finali toparlamalı bir sezondu. Şimdi 35 olduk. Alkış yok, konfeti yok. Yaş geldi, oturdu. Ben 7 yaşındayken annem şu an olduğum yaştaydı. İnsan böyle cümleleri kurunca bir iç muhasebe sesi devreye giriyor: “Demek annen bu yaştayken sen vardın. Sen bu yaştayken… sen varsın, annen yok....

March 2, 2026 · 2 min · Moya

Bendeste - IV

Regulated Elbette özlüyorum. Ama bak, bu defa cümleyi bağırarak kurmuyorum. Özlemek artık bir kriz değil, daha çok yerine oturmuş bir his. Duyguların regüle olması, seni özlemeyeceğim anlamına gelmiyor. Sadece özlediğim anlarda tadımı kaçıran şeyler hissetmiyorum artık. Eskiden içimi delen yer, şimdi sadece sızlıyor. Bu da bir ilerleme sayılır. Her akşam kafamı yastığa koyduğumda küçük bir iç denetim başlıyor. Günlük, haftalık, aylık… Bazen de yıllık. Kendimle baş başa kaldığım sessiz bir muhasebe masası bu....

January 5, 2026 · 1 min · Moya

Bendeste - III

To feel incomplete Benim bu hayatta en çok üzüldüğüm şey seni güzel anmamı elimden almış olman. Sanırım bu hiçbir zaman değişmeyecek. Çünkü sorun sende değildi, sende rahatsız eden hiçbir şey yoktu. Asıl mesele, bende kalan duygunun şekli. Seni hatırlarken bir tebessüm bekliyordum. Hani insanın dudak kıyısından kaçan, kendine bile itiraf edemediği o küçük gülümseme… Onun yerine soru işaretleri geldi. Acabalar. Eksikler. Cevabı olmayan cümleler. Oysa mümkünmüş, bunu biliyorum: Bizim geçmişimiz güzel anların arasından geçiyordu....

November 12, 2025 · 1 min · Moya

Losing the Sense of Wonder

“İntihar, felsefenin tek ciddi sorusudur.” — Albert Camus Artık intiharı daha ciddi düşünmeye başladığımı fark ediyorum. Evet, geçmişte de zihnimi yoklayan bir merak, hatta belli bir düzeyde makul bulma eğilimi vardı. Ancak o zamanlar bu düşünceyi hemen karşıt argümanlarla dengelemeye çalışır, yaşamı savunan küçük gerekçeler üretirdim. Fakat 30’lu yaşlardan sonra bu argümanların sayısı azalmaya başladı. Hayatın sıradanlığı, sürprizsiz bir döngüye dönüşmesi ve artık “iyi” anlamda şaşırmayacağımı kabullenmek—tam da bu içselleştirme süreci—intihar fikrini daha ciddi bir düşünsel uğrağa dönüştürdü diyebilirim....

October 15, 2025 · 5 min · Moya

Bendeste - II

Soft Reset En saf duygularımdı, sana karşı olanlar. Aklıma düştüğün anlarda yerli yersiz bir telaş kaplıyor içimi. Etrafıma bakıyorum: bir pencere arıyorum, dışarıyı gören, gökyüzünü gören, belki içimdeki daralmaya biraz oksijen veren. Sonra kendi kendime fısıldıyorum: “Acaba ne yapıyordur şu an?” Keyfi yerindedir herhalde… Hatta, umduğunu bulmuştur kesin. Ve o anda nefes almak zorlaşıyor. Belli belirsiz bir “of” çıkıyor dudaklarımdan, öyle kocaman değil, küçük bir sıfırlama gibi. Bir çeşit soft reset....

September 22, 2025 · 1 min · Moya

Bendeste - I

Bilmediğimi Bekliyorum Ben senin sandığın gibi sinirli, agresif bir insan değilim. Ama sen de benim düşündüğüm gibi kusursuz değilsin. Tıpkı benim gibi. Eksiğiyle, fazlasıyla, yamuk yumuk. Ben bu gerçekle uyanıyorum her sabah. Ve her sabah… seni özleyerek. Yani kahvaltıdan önce açlığım sen oluyorsun, Kahveden önce kafeinim hasretin. Bekliyorum. Hem de öyle gizli saklı değil, beklediğim suratımda billboard gibi asılı duruyor. Sorana cevap vermeme gerek yok: “Gelmez ama bekliyorum” yazıyor gözlerimde....

September 8, 2025 · 1 min · Moya

Against Everything

ben ne güzel susarım duvar diplerinde elimi cebime koymuşum, düşünceye karşı simitçiden kalma susam var avcumda bir inat, bir boşvermişlik — hayata karşı çay soğumuş, ekmek bayat gazete okunmamış, manşet tanıdık devletin dili suskun, vatandaş uykuda kulağımda bir ezan, öbüründe rakı şarkısı ikisi de aynı geliyor artık kulağa tanrıya karşı, içkiye karşı ben yürürüm, kaldırımlar bilir beni, bilmezmiş gibi yapan devlet memurları “gelme bir daha” diyen mektuplar sakat sandalye bacağı gibi yamuk saatler zamanın çarpıklığına karşı...

August 6, 2025 · 1 min · Moya

The band with the three stripes

Biblical Limewire, Ares, Napster’dan indirilen; hatta dümdüz radyodan kasete çekilen parçaları kanlı canlı dinlemek, dünyanın en güzel duygusu. Tüm imkânsızlıklar içinde dünya ile bağ kurabilmek, sanırım bu hayattaki en büyük başarım. Gelelim Oasis’e. Biletlerin nasıl kuyruklar oluşturduğunu, ödeme sistemlerinin nasıl çöktüğünü anlatmaya gerek yok. Bu sadece bir konser değildi; ailenin bir araya gelişiydi. Asla sıkı bir Oasis fanı olmadım ama dinlerken çok sevdiğim, çok eğlendiğim bir gruptu. Özellikle Liam’ın daly*raklığı, Noel’in efendi duruşu, Bonehead’in şiir gibi çalması… Ve daha nice sevdiğim yanları var bu grubun....

July 22, 2025 · 3 min · Moya