Mama Said - 8th anniversary

Sevgi yoksunluğunun 8. yılındayız. 8 yıl… ne uzun süre. Bu yıl doğum günümde hesapladım. Annem benim yaşımdayken ben 8 yaşındaydım. Şimdi annem öleli 8 yıl oluyor. Oradan düşün işte, ne kadar uzun. İnsan bazı şeylere alışır diyorlar. Günlere, yokluklara, eksik kalan masalara. Ama alışmak dediğin şey tam olarak ne, emin değilim. Çünkü alışmak biraz hafiflemek gibi anlatılıyor. Oysa bu his hafiflemiyor. Sadece şekil değiştiriyor. Eskiden daha çok acıtıyordu. Şimdi daha çok yer kaplıyor....

April 23, 2026 · 2 min · Moya

No Arrival

Bir anda gelen gitme isteği. İnsan bunun nedenini tam olarak bilmez; ama bulunduğu yerde kalmanın kendisini eksilttiğini hisseder. Bu yüzden yola çıkar. Çoğu zaman bunu bir başlangıç gibi düşünür. Oysa yol, her zaman bir başlangıç değildir. Kim bilir, belki de yol yönsüzlükle yapılan bir anlaşmadır. Çünkü ortada bir kesinlik yoktur. İnsan bir yerlere gittiğini sanırken, aslında yalnızca hareket etmeyi seçer. Hareket, bir süreliğine anlamın yerini alır. Adımlar çoğaldıkça sorular azalıyor gibi gelir....

March 29, 2026 · 2 min · Moya

Half of the Way

34 yaş başlangıcı “bu senin hayatın mı gerçekten?” tadında, finali ise “eh, fena değildi be” kıvamında geçti. Kayyumdan Oasis’e kadar hayatı uçlarda yaşatan bir yaştı. Dramı bol, finali toparlamalı bir sezondu. Şimdi 35 olduk. Alkış yok, konfeti yok. Yaş geldi, oturdu. Ben 7 yaşındayken annem şu an olduğum yaştaydı. İnsan böyle cümleleri kurunca bir iç muhasebe sesi devreye giriyor: “Demek annen bu yaştayken sen vardın. Sen bu yaştayken… sen varsın, annen yok....

March 2, 2026 · 2 min · Moya

Losing the Sense of Wonder

“İntihar, felsefenin tek ciddi sorusudur.” — Albert Camus Artık intiharı daha ciddi düşünmeye başladığımı fark ediyorum. Evet, geçmişte de zihnimi yoklayan bir merak, hatta belli bir düzeyde makul bulma eğilimi vardı. Ancak o zamanlar bu düşünceyi hemen karşıt argümanlarla dengelemeye çalışır, yaşamı savunan küçük gerekçeler üretirdim. Fakat 30’lu yaşlardan sonra bu argümanların sayısı azalmaya başladı. Hayatın sıradanlığı, sürprizsiz bir döngüye dönüşmesi ve artık “iyi” anlamda şaşırmayacağımı kabullenmek—tam da bu içselleştirme süreci—intihar fikrini daha ciddi bir düşünsel uğrağa dönüştürdü diyebilirim....

October 15, 2025 · 5 min · Moya

The band with the three stripes

Biblical Limewire, Ares, Napster’dan indirilen; hatta dümdüz radyodan kasete çekilen parçaları kanlı canlı dinlemek, dünyanın en güzel duygusu. Tüm imkânsızlıklar içinde dünya ile bağ kurabilmek, sanırım bu hayattaki en büyük başarım. Gelelim Oasis’e. Biletlerin nasıl kuyruklar oluşturduğunu, ödeme sistemlerinin nasıl çöktüğünü anlatmaya gerek yok. Bu sadece bir konser değildi; ailenin bir araya gelişiydi. Asla sıkı bir Oasis fanı olmadım ama dinlerken çok sevdiğim, çok eğlendiğim bir gruptu. Özellikle Liam’ın daly*raklığı, Noel’in efendi duruşu, Bonehead’in şiir gibi çalması… Ve daha nice sevdiğim yanları var bu grubun....

July 22, 2025 · 3 min · Moya

Mama Said - 7th anniversary

Sevgi yoksunluğunun 7. yılındayız. İnsan hayatında 7 yıl çok uzun bir süre. Mesela 7 yaşında ilkokula başlamıştım. 7 yaşını net hatırlarım, hatta sünnet bile olmamıştım. Annemisiz 7 yıl geçmiş. 7 yılda her şey değişir. Hayat değişir. Biz de değiştik, istemeden. Ama tek değişmeyen şey “az önce buradaydı” hissi. Yine de hep orada bir yerde, biraz önce oturduğu koltukta, camdan dışarıyı izliyormuş gibi. O kadar net bir hissiyat ki bu, bazen sesini duyuyorum....

April 23, 2025 · 2 min · Moya

The Unfinished Theater

Zaman dediğin, saatin tik-taklarıyla değil, yüreğin çarpa çarpa yorulmasıyla ölçülür. Değişmek? O bir zaman meselesi. Kabullenmek? O da bir zaman meselesi. Ama şimdi, tam da şu anda, ayrılmamız mı gerekiyordu? Hayır, efendim, tiyatroda buna “perdeyi yanlış yerde indirmek” derler. Daha oyunun ortasındayız, replikler bitmedi, dekor hâlâ sağlam, elimizde koca bir sahne var; her şeyi düzeltecek kadar geniş, her şeyi anlatacak kadar derin. Belki ilerde yollar çatallanırdı, olabilir, hayat bu, bazen sağa sapar, bazen sola çarpar....

April 10, 2025 · 2 min · Moya

The Unplanned Paths of Life

Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerden ibaret… Ne kadar tanıdık bir cümle, değil mi? Sanki hepimiz bu gerçeği biliyor ama yine de her seferinde şaşırıyormuşuz gibi. Planlarımızı yaparken içimizde sessiz bir umutla “Bu kez farklı olacak” diye düşünürüz. Ama bazen, ne kadar titizlikle kurarsak kuralım o planlar, hayatın acı tatlı sürprizleri karşısında yerle bir olur. İşte tam da bu noktada büyümenin, belki de yaşlanmanın ne anlama geldiğini anlarız. Önyargılarımızla kilitlediğimiz odalar vardır....

March 22, 2025 · 1 min · Moya

The Burden of Being

To be, or not to be, that is the question Var olmak ya da yok olmak… İnsanın zihnini kemiren, ruhunu sarmalayan o kadim soru. Hayatın ağır yükü altında ezilirken, acıların ve kahırların içinde kıvranırken, insan kendini bu sorunun kıskacında bulur. Yaşamak mı, yoksa ölümün sessiz kollarına kendini bırakmak mı? Hamlet’in o unutulmaz monoloğu, insanın içindeki bu çelişkiyi en derin haliyle ortaya koyar. Peki, bu soruyu kendi gerçekliğimizde, kendi zamanımızda yeniden düşünsek?...

March 7, 2025 · 3 min · Moya

Loneliness

Yolun yarısına gelmeden yazmak istedim bunu. Bu bir nevi yarı yola gelmeden şiyarımı kaleme alma girişimim. Geçmişte daha çok yazıyordum ama o efor kalmadı. Geçmişte gençtik sonuçta ama artık o kadar genç hissetmiyorum. Çok boktanmış bu büyümek. Her neyse asıl konumuza dönelim. En son mutlu olduğumu hissettiğim güne istinaden. Bir daha hiç huzurlu uyuyamayacağımı düşündüğüm anlarda boş durmaktansa yazayım en iyisi dedim. En sevdiğim alıntı ile başlamak istiyorum; “Önce kelime vardı” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil....

January 28, 2025 · 6 min · Moya