Bir anda gelen gitme isteği. İnsan bunun nedenini tam olarak bilmez; ama bulunduğu yerde kalmanın kendisini eksilttiğini hisseder. Bu yüzden yola çıkar. Çoğu zaman bunu bir başlangıç gibi düşünür. Oysa yol, her zaman bir başlangıç değildir.

Kim bilir, belki de yol yönsüzlükle yapılan bir anlaşmadır. Çünkü ortada bir kesinlik yoktur. İnsan bir yerlere gittiğini sanırken, aslında yalnızca hareket etmeyi seçer. Hareket, bir süreliğine anlamın yerini alır. Adımlar çoğaldıkça sorular azalıyor gibi gelir. Ama bu, sanıldığı kadar uzun sürmez.

Yolda olmak, dışarıdan bakıldığında özgürlük hissi verir. Yeni şehirler, yeni yüzler, değişen manzaralar… İnsan bunların kendisini değiştireceğine inanmak ister. Fakat bir süre sonra aynı düşünceler geri gelir. Aynı sessizlik, farklı sokaklarda da kendini bulur. İnsan gittiği her yere kendini de götürür. Bundan kaçınmanın bir yolu yoktur.

Yürürken bunu daha açık hisseder insan. Özellikle akşam saatlerinde, şehir yavaşladığında. Kalabalığın içinden geçerken bile insanın kendisiyle olan mesafesi kapanmaz. Aksine, bazı anlarda daha da belirginleşir. Yol bu mesafeyi azaltmaz. Sadece görünür kılar.

Bir süre sonra insan kendiliğinden şunu düşünmeye başlar: Sorun bulunduğu yer değilse? Ya da sorun, yer değiştirmekle çözülecek bir şey değilse? Bu düşünce rahatsız edicidir. Çünkü gitmenin sunduğu basit çözümü ortadan kaldırır. Ve insan, kendisiyle kalmak zorunda kalır.

Yolculuk çoğu zaman bir umut taşır. İnsan, varacağı yerde daha hafif olacağını düşünür. Oysa varış diye kesin bir yer yoktur. İnsan bir yere ulaştığında yalnızca durur. Ve durduğu yerde, kendisiyle yeniden karşılaşır. Bu karşılaşma bazen sessizdir, ama etkisi uzun sürer.

Yine de insan yola çıkmaktan vazgeçmez. Çünkü hareket etmek, durmaktan daha katlanılabilir gelir. Yolda olmak, en azından bir süreliğine insanın kendisine bakmasını geciktirir. En basit şeyi yapmaya devam ederiz: yürümeye. Bir yere varmak için değil, henüz varmak zorunda kalmamak için.

Bütün bu yürüyüşlerin sonunda şunu kabullenir: Gitmek, sandığı gibi bir çıkış değildir. Yol, onu hiçbir zaman başka birine dönüştürmez; sadece kim olduğunu daha açık, daha çıplak gösterir. Uzaklaştıkça hafifleyeceğini düşündüğü şeylerin aslında kendisine ait olduğunu anlar. Bu yüzden hiçbir mesafe yeterli gelmez. Ne şehirler, ne yollar, ne de geçen zaman. İnsan durduğu yerde değil, kendisiyle karşılaştığı yerde yorulur. Ve bu karşılaşma, çoğu zaman yolda olur. Bu yüzden yürümeye devam ederiz. Bir umutla değil, bir alışkanlıkla da değil. Sadece başka türlü yapamadığımız için. Çünkü insan, en çok kendinden kaçmaya çalışır.

Ve en çok, kendine doğru yürür.