No Arrival

Bir anda gelen gitme isteği. İnsan bunun nedenini tam olarak bilmez; ama bulunduğu yerde kalmanın kendisini eksilttiğini hisseder. Bu yüzden yola çıkar. Çoğu zaman bunu bir başlangıç gibi düşünür. Oysa yol, her zaman bir başlangıç değildir. Kim bilir, belki de yol yönsüzlükle yapılan bir anlaşmadır. Çünkü ortada bir kesinlik yoktur. İnsan bir yerlere gittiğini sanırken, aslında yalnızca hareket etmeyi seçer. Hareket, bir süreliğine anlamın yerini alır. Adımlar çoğaldıkça sorular azalıyor gibi gelir....

March 29, 2026 · 2 min · Moya

What Was the Point?

Oldu mu o kadar? Oldu vallahi. Üstünden bir sene geçmiş. Bir zamanlar aynı takvime bakma düşüncesi mutlu ediyordu insanı. Nesin Vakfı’nın takvim yapraklarına bakınca inanmak istemiyorum ama kronoloji dediğin şey acımasız; tak diye yazıyor tarihi. Ömrümün en büyük travmasının yıl dönümü. O geceyi düşününce hâlâ aynı paket geliyor: Tarifi mümkün olmayan bir hisler karması. O gün yaşadığım duyguları nasıl tarif etsem diye hâlâ düşünüyorum. Sabah erken kalktım. Çok beğendiğim o çiçeği kucakladım, yollara düştüm....

March 20, 2026 · 2 min · Moya

Half of the Way

34 yaş başlangıcı “bu senin hayatın mı gerçekten?” tadında, finali ise “eh, fena değildi be” kıvamında geçti. Kayyumdan Oasis’e kadar hayatı uçlarda yaşatan bir yaştı. Dramı bol, finali toparlamalı bir sezondu. Şimdi 35 olduk. Alkış yok, konfeti yok. Yaş geldi, oturdu. Ben 7 yaşındayken annem şu an olduğum yaştaydı. İnsan böyle cümleleri kurunca bir iç muhasebe sesi devreye giriyor: “Demek annen bu yaştayken sen vardın. Sen bu yaştayken… sen varsın, annen yok....

March 2, 2026 · 2 min · Moya

Losing the Sense of Wonder

“İntihar, felsefenin tek ciddi sorusudur.” — Albert Camus Artık intiharı daha ciddi düşünmeye başladığımı fark ediyorum. Evet, geçmişte de zihnimi yoklayan bir merak, hatta belli bir düzeyde makul bulma eğilimi vardı. Ancak o zamanlar bu düşünceyi hemen karşıt argümanlarla dengelemeye çalışır, yaşamı savunan küçük gerekçeler üretirdim. Fakat 30’lu yaşlardan sonra bu argümanların sayısı azalmaya başladı. Hayatın sıradanlığı, sürprizsiz bir döngüye dönüşmesi ve artık “iyi” anlamda şaşırmayacağımı kabullenmek—tam da bu içselleştirme süreci—intihar fikrini daha ciddi bir düşünsel uğrağa dönüştürdü diyebilirim....

October 15, 2025 · 5 min · Moya

The band with the three stripes

Biblical Limewire, Ares, Napster’dan indirilen; hatta dümdüz radyodan kasete çekilen parçaları kanlı canlı dinlemek, dünyanın en güzel duygusu. Tüm imkânsızlıklar içinde dünya ile bağ kurabilmek, sanırım bu hayattaki en büyük başarım. Gelelim Oasis’e. Biletlerin nasıl kuyruklar oluşturduğunu, ödeme sistemlerinin nasıl çöktüğünü anlatmaya gerek yok. Bu sadece bir konser değildi; ailenin bir araya gelişiydi. Asla sıkı bir Oasis fanı olmadım ama dinlerken çok sevdiğim, çok eğlendiğim bir gruptu. Özellikle Liam’ın daly*raklığı, Noel’in efendi duruşu, Bonehead’in şiir gibi çalması… Ve daha nice sevdiğim yanları var bu grubun....

July 22, 2025 · 3 min · Moya

Last Exit

Geceye karışan bir yol, sanki dünya susmuş da sadece lastiklerin asfaltta bıraktığı fısıltı konuşuyordu. Arka fonda cızırtılı bir radyo, yarım yamalak çalan bir Radiohead şarkısı – belki No Surprises, belki başka bir şey, kim hatırlayabilir ki? Camda biriken damlalar, sileceklerin tembel dansına yenik düşüyordu. Yol çizgileri yeni boyanmış, beyazı öyle keskin ki, gözlerin kayboluyor o ritmik yanıp sönüşte. Bir an, her şey net: direksiyondaki ellerin, deri koltuğun soğukluğu, uzak bir benzin istasyonunun neon ışığı....

May 27, 2025 · 2 min · Moya

Where did the truth end up?

Ben bir ilişkiye inandırıldım. Bir geleceğe… Ortak bir hayale. Beraber yürüyeceğimizi sandım— Aynı yöne bakan iki insan gibi. Ve sonra bir sabah, ya da bir an, anılarım elimden alındı. Beni ortada bıraktı sessizlik. Ne bir açıklama, ne de net bir son. Sadece eksik cümleler ve boşluklar. O günden sonra hiçbir şey net değildi artık. Önce uyku terk etti beni. Sonra düzenim dağıldı, zaman, akmayı unuttu. Düştüm. Ve düşmeye devam ettim. Ama bir yerde, biri ya da bir şey tuttu elimden....

May 22, 2025 · 1 min · Moya

First Step Date

Bugün, takvime sessizce not düşülen o günün yıl dönümü. “First step date”… İlk kez karşı karşıya geldiğimiz, sadece göz göze değil, kalpten kalbe de ilk kez temas ettiğimiz an. Üç saat… Ne kadar uzun gibi görünürken başlangıçta, sular seller gibi aktı geçti. Zaman sanki bizi fark etti de yavaşlamayı unuttu. Güldürmek istiyordum aslında, hafif bir sohbet, birkaç kahkaha… Ama konuştuklarımız beklediğimden derindi. Fazla ciddiydi belki bir ilk buluşma için, ama işte tam da bu yüzden güzeldi....

May 18, 2025 · 1 min · Moya

Mama Said - 7th anniversary

Sevgi yoksunluğunun 7. yılındayız. İnsan hayatında 7 yıl çok uzun bir süre. Mesela 7 yaşında ilkokula başlamıştım. 7 yaşını net hatırlarım, hatta sünnet bile olmamıştım. Annemisiz 7 yıl geçmiş. 7 yılda her şey değişir. Hayat değişir. Biz de değiştik, istemeden. Ama tek değişmeyen şey “az önce buradaydı” hissi. Yine de hep orada bir yerde, biraz önce oturduğu koltukta, camdan dışarıyı izliyormuş gibi. O kadar net bir hissiyat ki bu, bazen sesini duyuyorum....

April 23, 2025 · 2 min · Moya

The Unfinished Theater

Zaman dediğin, saatin tik-taklarıyla değil, yüreğin çarpa çarpa yorulmasıyla ölçülür. Değişmek? O bir zaman meselesi. Kabullenmek? O da bir zaman meselesi. Ama şimdi, tam da şu anda, ayrılmamız mı gerekiyordu? Hayır, efendim, tiyatroda buna “perdeyi yanlış yerde indirmek” derler. Daha oyunun ortasındayız, replikler bitmedi, dekor hâlâ sağlam, elimizde koca bir sahne var; her şeyi düzeltecek kadar geniş, her şeyi anlatacak kadar derin. Belki ilerde yollar çatallanırdı, olabilir, hayat bu, bazen sağa sapar, bazen sola çarpar....

April 10, 2025 · 2 min · Moya