Oldu mu o kadar? Oldu vallahi.
Üstünden bir sene geçmiş. Bir zamanlar aynı takvime bakma düşüncesi mutlu ediyordu insanı. Nesin Vakfı’nın takvim yapraklarına bakınca inanmak istemiyorum ama kronoloji dediğin şey acımasız; tak diye yazıyor tarihi.
Ömrümün en büyük travmasının yıl dönümü.
O geceyi düşününce hâlâ aynı paket geliyor: Tarifi mümkün olmayan bir hisler karması.
O gün yaşadığım duyguları nasıl tarif etsem diye hâlâ düşünüyorum. Sabah erken kalktım. Çok beğendiğim o çiçeği kucakladım, yollara düştüm.
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum. Çünkü kendimi en kötüsüne hazırlamıştım.
Ama en kötüsü… benim sandığım en kötüsü değilmiş.
Bütün hayallerimin yok edilmesini beklemiyordum.
O günün her saati aklımda. Dakika dakika.
Bıçaktan keskin, migrenden daha kararlı bir baş ağrısı. Paramparça olma hissi. Hayal kırıklığı.
Ve geriye kalan o tek cümle: “Ne gerek vardı?”
İnsanın kafasında yankı yapan, cevabı olmayan bir soru. Bir de o mükemmel boşluk. Hani insanın içinden bir şey sökülür de yerinde yankı kalır ya… öyle bir boşluk.
20 Mart.
Takvimde sıradan bir gün gibi duruyor ama benim şahsi tarihime göre “öyle kolay unutulacak günlerden değil” klasmanında.
Duyguları regüle etmek diye bir şey varmış. Terapi literatürü öyle diyor. Ama regüle etmek, unutmak değil.
Ağırlığını azaltmak belki. Ama tarih orada duruyor.
Allah’ın bile navigasyona yazsa zor bulacağı bir yerde, bir hiçlik manzarasına bakarak oturup ağladığımı hatırlıyorum. O geceyi hatırlıyorum.
Otuz dört yaşındayım o sırada. O güne kadar ağlamamışım demiyorum; ama o gün ağladığım gibi hiç ağlamamışım.
Eve gidememek…
İnsan bunu küçük bir detay sanıyor ama değilmiş. Meğer insanın eve gidememesi, zihninde bitmeyen bir kabus başlatıyormuş.
Ayrılığa alışılıyor. İnsan ona adapte oluyor. Aldatma olmayan aldatmalara bile bir noktada alışılıyor. İnsan kendini ikna ediyor.
Ama şu duygu var ya…
Şu “ne gerek vardı” hissi.
İşte ona alışılmıyor.
Terapi sürecinde bile söyledim bunu. Dedim ki:
Ben her şeyi anlarım. Her şeyi kabullenirim.
Ama bir tek şunu kabullenemiyorum: “Ne gerek vardı bize?”
20 Mart, güzel anıların üstüne çekilmiş bir kelt oldu. Koca bir paragrafın ortasına atılmış siyah mürekkep lekesi gibi.
Ve insanın aklına hep aynı soru geliyor:
Gerçekten… ne gerek vardı?
O günlerden sonra bazı şarkılar başka türlü çalıyor artık.
Gülebilmez gülüm bahar sensiz Yüreğim od tutup yanar sensiz