Yeniden içinde senin olduğun bir şeyler yazmak biraz garip hissettiriyor doğrusu. Artık şiir yazmıyorum, şiir yazma ihtiyacı da hissetmiyorum. Bu durumdan rahatsız ya da şikayetçi değilim. Şiir okuyorum ama… Kıskandığım dizeler olmuyor değil hani hâlâ. Bundan keyif alamıyor olsam üzülebilirdim.

Bu Eylül biraz garip başladı. Mevsim geçişi denilen şeyi ilk kez bu kadar bilinçli hissediyorum. Durup dururken duygusallaşmaya doğru yönelirken hemen fark edip “Mehmet odağını topla” diyorum kendime. Ve duygularımı regüle edip normal yaşantıma devam edebiliyorum.

Bu sıralar yeni bir hobi edindim; psikolog podcastleri dinliyorum, psikolojiye ve felsefeye biraz daha ilgiliyim. Muhtemelen bir yerde sıkılıp bırakırım ama şimdilik eğlenceli. Bazen “Aaa ulan bunu ben de yaptım”, “Aaa yaptığım şey normalmiş” ya da “Aaa böyle yapmamam lazımmış” gibi şeyler söylüyorum. Sanki farkında olduğun ama ne olduğunu isimlendiremediğin durumlara artık bir isim, birer tanı koymak gibi.

Neyse, Eylül diyordum. Garip bir mevsim geçişi. Herhalde en büyük farkındalıkla tanık olduğum ilk mevsim geçişi. Hayatta gördüklerim hep birbirini tekrar eden şeyler. İnanır mısın, dümdüz biri olsam, böyle şeylere dikkat etmesem sanırım daha yavaş yaşlanırdım.

Yaşlanmak derken mühim bir durum var: Eskisi gibi gülemediğimi fark ettim. Hayır, nemrut suratlı değilim; gayet gülüyorum, gülümsüyorum. Gamzelerimi fazlasıyla ortaya çıkaran bir gülüşüm var da arka plan biraz yavaşlamış ve yaşlanmış gibi. Seninle dolu dolu gülmeyi özledim. Hatta sadece bunu özledim. Çok ciddiyim, sadece bunu özledim.

Bir mevsim geçişiyle gülüşlerin de geçtiğini fark etmiş olduk. Hayat devam ediyor; “bu kadar da olmaz” dediğim her şeyin katmerli şekilde o kadar da olması, sanırım ömrümüzün bileşkesi. Bütün bunları sıkı sıkı hissetmek herhalde büyümek oluyor.

Bir daha içinde sen geçen bir şey ne zaman yazarım bilmiyorum. Bilmediğim şeylere sevinmek benim yeni hobilerimden biri.

Sevgiler, Moya